Yakarışların samimi gelmiyor.
Ne de olsa eninde sonunda başladığın yere döneceksin, ana rahminden bahsetmiyorum elbette, biraz dolaylama hakkım var sanırım. Ama basit düşünelim diyorsan, neden geceleri rahat uyumak için cenin pozisyonunda yattığını ve bunun içgüdüsel sebeplerini anlatarak basitleştirebilirim. Ama ne dediğimi anlamaya çalışıyorsan, muhtemelen şu an hoparlörünü son sese getirip o ‘’zihin açıcı’’ şarkılarından birini loopa almışsındır. İkinci ihtimali ciddiye alarak devam edeceğim.
Ki haklıysam, kül tablanı masana koyup bir sigara yakmışsındır çoktan.
Şöyle ki, önceden var olmayan, yani elbet var olan, ancak senin hayatını etkileyen herhangi bir olay, kişi, durum, sebep, sonuç ile alakası olası ihtimal skalasında bulunmayan; değil kanat çırpması, ışık hızıyla kendi etrafında dönmesi bile senin hayatında en ufak bir değişiklik yapmayacak biri için, sırf bir takım tesadüfler ve koşullamalar ikinizi bir araya getirmişken; her şeyin farklı bir anlamı olabileceğine, ruhların çift yaratıldığına ve diğerinin bir yerlerde seni beklediğine, ya da ne bileyim, bir elmanın iki yarısı romantizmine inanmak gerçekten sana da mantıklı geliyor mu?
Doğruluğunu ya da yanlışlığını ispatlamayacağım. Ben klişe şeyler yazıyor olabilirim, yeteri kadar dramatik değil belki ancak, belki o okuduğun kitabın, izlediğin filmin sonunu söylemeye kalkınca kızmanın sebebi gibi mesela, her şeyin anlamlı ve beklenmeyen sonları olduğuna kendini inandırmak, tüm olan biteni senin yapmak istediğinin aksine daha anlamsız hale getiriyordur. Belki ümit etmek, mucize beklemek sanıldığı gibi insanı büyütmüyordur. Belki bir şeylere anlam kazandırmak; sandığın kadar anlamlı olmama ihtimalini de varsayımların içine katmak, olacaklardan çok şu an olanlara odaklanmak, sonunu bilsen de o filmi izlemek, kitabı okumak, asıl olması gerekenin bulmaca çözmek, ya da gizemlere, pozitif ihtimallere bel bağlamak olmadığını kabullenmekle başlıyordur.
Eline hiçbir şey geçmeyeceğinden emin olarak savaşmak değil belki kastettiğim. O yolda öğrenecek çok şeyin var, onlar da yeterli gelmeli demiyorum, hiç bu kadar minimal düşünmedim, biliyorsun. Sadece kötü kurdun karnına taş doldurup kuyudan aşağı atmaktan daha olağanına inanabilmekten bahsediyorum. Ben de inandım zamanında, haklısın, ancak o masallara inanmanın tek yaptığı uykuya daldırmaktı. Bir noktadan sonra seni uyanık tutacak hikâyelere ihtiyaç duymalısın ve büyük ihtimalle duyacakların bir annenin sesi kadar masum olmayacaklar.
Herkesin yaptığını yapmak, herkesin inandığına inanmak, var olanı var olduğu gibi kabul etmek düşündüğün gibi seni sıradan ya da ahmak yapmıyor. Hiçbir ipucun olmadığı halde, rastgele de olsa herhangi bir şey bulmak ümidiyle o çukuru kazmaya devam ediyorsun, ancak arkanda biriktirdiğin tozu toprağı görmüyorsun bile. Aslında ne aradığını bilmediğin için, bulduğunla da ne yapacağını bilmiyorsun, tek ümidin, zamanın ve gücün yettiğince aramaya devam etmek, aradığına, ya da bulmayı ümit ettiklerine aklında bir anlam oturtana kadar. Bu kadar basit olamaz, değil mi? Onca kürek darbesi, senin o sırada orada bulunman, hatta yakınında bir kürek bulunması, hatta o gün ayağına eski ayakkabılarını giymiş olman bile, bunların hepsinin bir anlamı olmalı, değil mi?
Belki ısrarla koyduğun o soru işaretidir aradığın anlamları uzakta tutan. Belki gereken, sorulardan vazgeçip ortada olana, var olana, olması gerekene, olması gerektiği biçimde boyun eğmek, o tüm bulmak için çabaladıkların yokken ne kadar amaçsız, sefil olacağını düşünmek değil de; bulduklarının sana ne getirdiğini önemsemek, bir süre de olsa sözlük anlamlarıyla yetinmektir.
Aslında tavsiye vermiyorum, hayali bir karakterle konuşmak gibi düşün. Başka bir cevap vereceğimi biliyordun, belki bu şekilde değil.
Tüm bunlara rağmen, hala o cevabını ''yanlış'' verdiğim soruya alternatif bir cevap arıyorsan,
''Ortada yanlış bir cevap yok, çünkü doğru bir cevap da yok.''
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder