Pages

15 Haziran 2011 Çarşamba

acaba?

gunlerdir kafami kurcalayan cok onemli, aslinda cok onemsiz bir sey var.
tam tamina 2 yildir kurdugum hayalim su an tam onumde duruyor. kanli canli, hani boyle uzansam tutacagim. ama ilk defa mantigimi kullaniyorum icimdekileri dinlemeyip. bundan iyi bir bahaneymis gibi bahsedebiliyorsam yazik gerci.

daha iyilerini bulmak icin ugrasiyorum saatlerdir. okuyorum, dinliyorum, bakiyorum, okuyorum - en cok da okuyorum - bir ipucu ariyorum, zaten bildiklerime delil olsun, bak boyleymis! diye baska gercekliklerden pay cikarayim diye. sonuc tam tersi. cok zaman sonra gozlerimi uzaklastirdigimda odaklandigim her seyden, rahatlamis buluyorum kendimi. hakikaten bak, beynimdeki o basinc, gozlerime inen agirlik gitmis sanki. hani yuzumde amacsiz bir gulumseme de olsa, tam olacak! ama yok. anlayip da anlamiyormus gibi yaptiklarimi, "ya ben de bilmiyorum ki ne oldugunu"lari o kadar da mesrulastirmadigim icin sevinebilirim belki. gulumsemeler ele veriyor cunku anlasilanlari. korku var ziyadesiyle. kontrolu o ele aliyor.

b plani icin hazirda beklettigim cumleler daha gercekci simdi. yani, olabilecekleri hesaplayabilmek ve hamleler uzerine dusunmek icin gerekliydi bunlar evet ama, okudukca, baktikca, dinledikce, cok farkli oldugunu bildigin, yine de istediginin o oldugu, ama istege verilecek mumkun olan tek karsiligi ne kadar isteyip istemedigin ya da daha mudahaleci dusunursek nasil istedigin konusunda kesinlige varmaya calisirken, o cumlelerin, notalarin, noktalarin, fotograflarin arasinda ucuz bir kabullenis, ve 'ne olursa olsun'culuk ortaya cikiyor. "bir yolunu bulurum."

aylar oncesinde, cok da muhim olmayan kesinlikte bir tarihte, sartlardan ve yasanilanlardan kaynaklanan memnuniyetsizligin, serzenisin ve kararsizligin itirafina savunma olarak soylenen bir kac klise soz var zihnimde. ozetleri hep ezberledigimiz gibi, "umut etmekten vazgecme", "karamsar olma", "ne olacagini bilemezsin","savasmaya devam et" ve de kapanisin olmazsa olmazi "her sey daha iyi olacak.". bir de bu kliseleri mumkun oldugu kadar samimi kilmak icin araya serpistirilen ozelestiriler ve tecrubeler, iste asil dusunulmesi gerekenler onlar simdi sanirim. oradan cikarilacak cok ders var. yine de...

aslinda mantigi bir kenara birakip gercekten istediklerimden de yola ciksam, ama sadece 'ben' odakli, yani siz, onlar, oralar katilmaksizin, yine ayni yere variyorum. sadece diger turlusu yigitlige bok surdurmemek oluyor iste, kafa rahat.

boylesi de guzel. boylesi de iyi. tum kozlari kullanarak savasmak ya da hic bir mudahalede bulunmaksizin sakince izlemek gibi iki secenek var. ikisinin de zamani cok. yarinlara ertelenecekler, mecburen. ikisinin de sessizlige, rastlantilara, ve sansa ihtiyaci var. sonrasinda istatistikler hangisini daha kuvvetli gosterecek bilmiyorum. "ne olacagini bilemezsin"




hangisini sececegime tam olarak karar verdigim zaman daha anlamli seyler yazacagim.

belirsizlik.

bir seyler oluyor.
bir seylerin ortasindayiz. aslinda,
her seyin ortasindayiz.
cigliklar var. onlara inat sususlar. reddedisler, kabullenisler. bolunmeler, birlesmeler. umut, ve umut-suzluk. her sey daha guzel olacagin karsisinda bugunleri ozleyeceksiniz'in magrur dikilisi. bir'ey olmaktan toplum olmaya gec(emey)is.
faturasi agir olacak.
belki de. kim bilir?
oyle yogun, hani beyni zonklatircasina agir dusunceler. hisler.

cok eskilerden babamin bana yazdigi bir notu buldum.
"kaybetmeyi ahlaksiz bir kazanca tercih et. ilkinin acisi bir an, otekinin vicdan azabi bir omur boyu surer. bazi idealler o kadar degerlidir ki, o yolda maglup olmak bile zafer sayilir."
xentius, io 9.yy


ne guzel yazmis dedim. sonra dusundum, onlar'in babalari, boyle seyler yazmamis mi cocuklarina?

14 Haziran 2011 Salı

yaz.

kis ve yarim yamalak yasanan/yasanamayan bahardan sonra tam zamaninda geldi yaz. fiilen degil de, zihnen hani. biraz daha tepedeki gunesi dort duvar arasinda bir seyler yapmak zorundaliginin stresiyle izleseydim, sonuna kadar geldigim her seyi gozden cikarip gidecektim nerdeyse, nerdeyse.

ozlemisim. hem de cok. hani o balkondan efil efil eserken ruzgar, elinde kumanda uclu koltukta uyukluyorsun, pikenin bir kismi ustunden sarkmis yerde, ayak parmaklarin usuyor hafiften. kiraz yemissin bir de, en onemlisi kiraz, onunde koca bir meyve tabagi. masanin uzerinde izlenmis/izlenmek uzere secilmis dvdler, bi kac dergi/kitap... bu sahneden daha huzurlusu yok. bir de gitmek istediginde gidebilmek. hafta sonuna degil de 1 saat sonrasina yapilan planlar. sonradan pisman olacagini bildigin halde 'yaz' kafasi ve sonradan pisman olmayacagin kararlar - yazin her sey mubah - . saatin kac olduguna bakmadan, sabaha kurulmayacak alarmlarin rahatligi, uzerinde fermuar bile olmayan tek parca elbiseler, ya da ne bileyim, o ufacik ruzgari bile teninde hissedebilecegin kadar salas halin, suyla, toprakla temas. tum olanlara, olacaklara, bilinen ya da bilinmeyen her olasiliga ragmen, iyi hissettiriyor. zihin dinlendikce, yasanilanlarin geciciliginden ve bos zaman degerlendirmelerinden ziyade dusunulenler, olculup tartilanlar ve alinan kararlar mana kazaniyor.

cok zaman var. yuzlesmek, dusunmek, olcmek, tartmak, kararlar vermek icin. 
eskisi kadar iyi hissetmemek, o kadar da kotu hissettirmiyor bir yerden sonra. alisiyorsun degil, arabesk kaciyor alismak biraz, ama elindeki bu. 
virgulu yanlis yere koyunca anlam cok degisiyor. degissin. umrumda degil. neticesinde yaz kokusu diye bir sey hakikaten var.