Pages

14 Haziran 2011 Salı

yaz.

kis ve yarim yamalak yasanan/yasanamayan bahardan sonra tam zamaninda geldi yaz. fiilen degil de, zihnen hani. biraz daha tepedeki gunesi dort duvar arasinda bir seyler yapmak zorundaliginin stresiyle izleseydim, sonuna kadar geldigim her seyi gozden cikarip gidecektim nerdeyse, nerdeyse.

ozlemisim. hem de cok. hani o balkondan efil efil eserken ruzgar, elinde kumanda uclu koltukta uyukluyorsun, pikenin bir kismi ustunden sarkmis yerde, ayak parmaklarin usuyor hafiften. kiraz yemissin bir de, en onemlisi kiraz, onunde koca bir meyve tabagi. masanin uzerinde izlenmis/izlenmek uzere secilmis dvdler, bi kac dergi/kitap... bu sahneden daha huzurlusu yok. bir de gitmek istediginde gidebilmek. hafta sonuna degil de 1 saat sonrasina yapilan planlar. sonradan pisman olacagini bildigin halde 'yaz' kafasi ve sonradan pisman olmayacagin kararlar - yazin her sey mubah - . saatin kac olduguna bakmadan, sabaha kurulmayacak alarmlarin rahatligi, uzerinde fermuar bile olmayan tek parca elbiseler, ya da ne bileyim, o ufacik ruzgari bile teninde hissedebilecegin kadar salas halin, suyla, toprakla temas. tum olanlara, olacaklara, bilinen ya da bilinmeyen her olasiliga ragmen, iyi hissettiriyor. zihin dinlendikce, yasanilanlarin geciciliginden ve bos zaman degerlendirmelerinden ziyade dusunulenler, olculup tartilanlar ve alinan kararlar mana kazaniyor.

cok zaman var. yuzlesmek, dusunmek, olcmek, tartmak, kararlar vermek icin. 
eskisi kadar iyi hissetmemek, o kadar da kotu hissettirmiyor bir yerden sonra. alisiyorsun degil, arabesk kaciyor alismak biraz, ama elindeki bu. 
virgulu yanlis yere koyunca anlam cok degisiyor. degissin. umrumda degil. neticesinde yaz kokusu diye bir sey hakikaten var.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder