Pages

24 Ekim 2011 Pazartesi

11'e dair.

Biliyordum. Er ya da geç olacaktı bu, öyle ya, bir şeyler yeniden anlam kazanmayı bekledi bunca zaman. Zihnimde ufak müdahalelerin oluyordu önce, susuyordum ben dişlerimi sıkarak, uzunca bir süre bizi doğru seçimler yaptığımıza inandıracak – kandıracak mucizeler bekledim.  Hayat devam edecek demiştik, ediyordu da. Ne yazık, çokça zaman yalnızca konulan noktaya odaklandık, mevzu gidişler değildi oysa. Ne acı, zaman geçtikçe öyle donduruyor ki bazı şeyleri,  ne mağlubu kaldı savaşın, ne uğruna harcanacak değerleri. Hayat devam etti evet, şarkılar hüzünlendirdi yalnızca, bir de yollar, öylesine, uzun uzadıya, sana / bir yere varmayan yollar. Fark etmeden seni yaşıyordum ben, senin verdiğin güvenin zamanla güvensizliğe, acizliğe dönüşmesini izledim tepkisizce. Kabullendim de. Susuşların arttı bir zaman sonra, ama yarım kalanların tamamlanacağı zamanın asla gelmeyeceğini bilerek kaldın orada sen. Yaşayıp gidiyorduk böyle işte güzelce.
*
Keşke zihnimde olduğun gibi kalsaydın. Keşke oturttuğum bu düzeni en alttaki taşları bile yerinden oynatacak kadar yerle bir etmeseydin.  Sigara içişini bile farklı hayal ediyor / hatırlıyorken (?) ben, eninde sonunda ‘ben’liğimi üzerine kurduğum sadeliğin, yorumsuzluğun hayalini almasaydın elimden. 


Kızıyorum, zamansızca yeniden var oluşuna, en çok da kendime, tüm vicdani sorumluluklarımı sana yükleyen duygusal tembelliğime. 

Şimdi ‘git’ demek keşke o üç harfin ağızdan tek nefeste çıktığı kadar kolay olsa.

7 Temmuz 2011 Perşembe

su iki saat/dakika ya da saniye sonra ne olacagini bilememe olayi artik beni yiyip bitiriyor. yasamin ve surecin dogasina aykiri evet, hani yeri geldiginde yasanabilir kilan da bu belki ama, tahammulsuzluk ve bikkinligim hat safhada. 

surprizler her zaman guzel olmaz. 

yanlislar, dogrular, korkular, celiskiler, olmasi gerekenler, yapilanlar; akla ne geliyorsa dusunmek, hissetmek, ve yasamak adina, hepsi gozumde boyut degistiriyor bu ara. sanki oncem baskasininmis gibi. garip.

nerede durmam gerektigini bilmiyorum. 
nerede durdugumu da.

bi noktada uzuluyorum. yapabilecegim baska seyler olsa. yok. ya da var. bilmiyorum. o da surpriz. iki saat, gun ya da ay sonra, ne bileyim, belki de hic bir zaman, netlesecek nihayetinde.

bilmiyorum.

boyle olsun istemiyorum.



15 Haziran 2011 Çarşamba

acaba?

gunlerdir kafami kurcalayan cok onemli, aslinda cok onemsiz bir sey var.
tam tamina 2 yildir kurdugum hayalim su an tam onumde duruyor. kanli canli, hani boyle uzansam tutacagim. ama ilk defa mantigimi kullaniyorum icimdekileri dinlemeyip. bundan iyi bir bahaneymis gibi bahsedebiliyorsam yazik gerci.

daha iyilerini bulmak icin ugrasiyorum saatlerdir. okuyorum, dinliyorum, bakiyorum, okuyorum - en cok da okuyorum - bir ipucu ariyorum, zaten bildiklerime delil olsun, bak boyleymis! diye baska gercekliklerden pay cikarayim diye. sonuc tam tersi. cok zaman sonra gozlerimi uzaklastirdigimda odaklandigim her seyden, rahatlamis buluyorum kendimi. hakikaten bak, beynimdeki o basinc, gozlerime inen agirlik gitmis sanki. hani yuzumde amacsiz bir gulumseme de olsa, tam olacak! ama yok. anlayip da anlamiyormus gibi yaptiklarimi, "ya ben de bilmiyorum ki ne oldugunu"lari o kadar da mesrulastirmadigim icin sevinebilirim belki. gulumsemeler ele veriyor cunku anlasilanlari. korku var ziyadesiyle. kontrolu o ele aliyor.

b plani icin hazirda beklettigim cumleler daha gercekci simdi. yani, olabilecekleri hesaplayabilmek ve hamleler uzerine dusunmek icin gerekliydi bunlar evet ama, okudukca, baktikca, dinledikce, cok farkli oldugunu bildigin, yine de istediginin o oldugu, ama istege verilecek mumkun olan tek karsiligi ne kadar isteyip istemedigin ya da daha mudahaleci dusunursek nasil istedigin konusunda kesinlige varmaya calisirken, o cumlelerin, notalarin, noktalarin, fotograflarin arasinda ucuz bir kabullenis, ve 'ne olursa olsun'culuk ortaya cikiyor. "bir yolunu bulurum."

aylar oncesinde, cok da muhim olmayan kesinlikte bir tarihte, sartlardan ve yasanilanlardan kaynaklanan memnuniyetsizligin, serzenisin ve kararsizligin itirafina savunma olarak soylenen bir kac klise soz var zihnimde. ozetleri hep ezberledigimiz gibi, "umut etmekten vazgecme", "karamsar olma", "ne olacagini bilemezsin","savasmaya devam et" ve de kapanisin olmazsa olmazi "her sey daha iyi olacak.". bir de bu kliseleri mumkun oldugu kadar samimi kilmak icin araya serpistirilen ozelestiriler ve tecrubeler, iste asil dusunulmesi gerekenler onlar simdi sanirim. oradan cikarilacak cok ders var. yine de...

aslinda mantigi bir kenara birakip gercekten istediklerimden de yola ciksam, ama sadece 'ben' odakli, yani siz, onlar, oralar katilmaksizin, yine ayni yere variyorum. sadece diger turlusu yigitlige bok surdurmemek oluyor iste, kafa rahat.

boylesi de guzel. boylesi de iyi. tum kozlari kullanarak savasmak ya da hic bir mudahalede bulunmaksizin sakince izlemek gibi iki secenek var. ikisinin de zamani cok. yarinlara ertelenecekler, mecburen. ikisinin de sessizlige, rastlantilara, ve sansa ihtiyaci var. sonrasinda istatistikler hangisini daha kuvvetli gosterecek bilmiyorum. "ne olacagini bilemezsin"




hangisini sececegime tam olarak karar verdigim zaman daha anlamli seyler yazacagim.

belirsizlik.

bir seyler oluyor.
bir seylerin ortasindayiz. aslinda,
her seyin ortasindayiz.
cigliklar var. onlara inat sususlar. reddedisler, kabullenisler. bolunmeler, birlesmeler. umut, ve umut-suzluk. her sey daha guzel olacagin karsisinda bugunleri ozleyeceksiniz'in magrur dikilisi. bir'ey olmaktan toplum olmaya gec(emey)is.
faturasi agir olacak.
belki de. kim bilir?
oyle yogun, hani beyni zonklatircasina agir dusunceler. hisler.

cok eskilerden babamin bana yazdigi bir notu buldum.
"kaybetmeyi ahlaksiz bir kazanca tercih et. ilkinin acisi bir an, otekinin vicdan azabi bir omur boyu surer. bazi idealler o kadar degerlidir ki, o yolda maglup olmak bile zafer sayilir."
xentius, io 9.yy


ne guzel yazmis dedim. sonra dusundum, onlar'in babalari, boyle seyler yazmamis mi cocuklarina?

14 Haziran 2011 Salı

yaz.

kis ve yarim yamalak yasanan/yasanamayan bahardan sonra tam zamaninda geldi yaz. fiilen degil de, zihnen hani. biraz daha tepedeki gunesi dort duvar arasinda bir seyler yapmak zorundaliginin stresiyle izleseydim, sonuna kadar geldigim her seyi gozden cikarip gidecektim nerdeyse, nerdeyse.

ozlemisim. hem de cok. hani o balkondan efil efil eserken ruzgar, elinde kumanda uclu koltukta uyukluyorsun, pikenin bir kismi ustunden sarkmis yerde, ayak parmaklarin usuyor hafiften. kiraz yemissin bir de, en onemlisi kiraz, onunde koca bir meyve tabagi. masanin uzerinde izlenmis/izlenmek uzere secilmis dvdler, bi kac dergi/kitap... bu sahneden daha huzurlusu yok. bir de gitmek istediginde gidebilmek. hafta sonuna degil de 1 saat sonrasina yapilan planlar. sonradan pisman olacagini bildigin halde 'yaz' kafasi ve sonradan pisman olmayacagin kararlar - yazin her sey mubah - . saatin kac olduguna bakmadan, sabaha kurulmayacak alarmlarin rahatligi, uzerinde fermuar bile olmayan tek parca elbiseler, ya da ne bileyim, o ufacik ruzgari bile teninde hissedebilecegin kadar salas halin, suyla, toprakla temas. tum olanlara, olacaklara, bilinen ya da bilinmeyen her olasiliga ragmen, iyi hissettiriyor. zihin dinlendikce, yasanilanlarin geciciliginden ve bos zaman degerlendirmelerinden ziyade dusunulenler, olculup tartilanlar ve alinan kararlar mana kazaniyor.

cok zaman var. yuzlesmek, dusunmek, olcmek, tartmak, kararlar vermek icin. 
eskisi kadar iyi hissetmemek, o kadar da kotu hissettirmiyor bir yerden sonra. alisiyorsun degil, arabesk kaciyor alismak biraz, ama elindeki bu. 
virgulu yanlis yere koyunca anlam cok degisiyor. degissin. umrumda degil. neticesinde yaz kokusu diye bir sey hakikaten var.




23 Mayıs 2011 Pazartesi

ne yalan soyleyeyim, o bana oyle bakana kadar, gercekten 'bakma'nin ne kadar guzel oldugunu fark etmemistim.

20 Mayıs 2011 Cuma

'alismak' fiili cok yabanci. hayatimdaki her seye alismayi gectim, benimsemis oldugumdan belki de, yabancilik hissi ve ardindan gelen alisma sureci beni cok korkutuyor. cesaretim yok sanki.
alismak cok zor.
hem hep bu 'alisma' sureclerine gecici gozuyle bakiyorum da, donup baktigimda fark ediyorum ki aslinda hayatimin tumunu olusturuyorlar. hep bir seylerin gecmesini beklerken zaman oyle cabuk geciyor ki, ben tam yasayamamisim gibi hissediyorum. elimi kolumu baglamislar sanki. hos yasamanin da 4 ayak uzerine kipirdamayan ve asla degismeyen kosullar uzerine kurulu olmasi gerekmiyor tabi de, soyle istiyorum ki artik 'acaba'larim olmasin. evet diyeyim, buradayim, bu durumdayim, bu insanlarlayim, bu kadar. ne fazlasini isteyecegim ne eksigini. olmuyor.
alismaya alismak fikri bile yeteri kadar hirpaliyorken beni, hani o uykuyla uyaniklik arasinda gozunu actiginda once nerede oldugunu kestiremeyis - evde miyim yurtta mi- kargasasina dort yeni duvarin daha eklenecek olmasi, bu ihtimali dusunurken gozlerimi goz kapaklarimin sinirini zorlayacak kadar acmaya zorluyor. 
belki de istemiyorum da sadece sartliyorum kendimi, her sey daha guzel olacak diye.

hem yeni insanlar - baska insanlar - yeni yollar - baska yollar - yeni sesler - baska sesler -  yani iste kisaca yepyeni bi sehir - bambaska bi sehir - ne kadar kotu olabilir ki ? - tahmin edemeyecegin kadar? -

bilmiyorum. sadece kendimi sartliyorum.

her sey daha guzel olacak.

umuyorum.


12 Mayıs 2011 Perşembe

expectations&possibilities

Simdi yarin nolacagini bilmiyorum evet ama, "olabilecekleri" bildigim zaman "nasil olsa" da diyemiyorum. 
O zaman da bagira bagira - icimden - hep bunu tekrar ediyorum:
"Do not look back. And do not dream about the future, either. It will neither give you back the past, nor satisfy your other daydreams. Your duty, your reward- your destiny-are here and now."

1 Mayıs 2011 Pazar

red wine, mistakes & mythology

midem cok agriyor. hani boyle biri mincikliyor, birakiyor gibi. arada bir kalkip gitmeye calisiyor, boyle bi kopup gitme istegi, sonra vazgeciyor. buyuk bi buhran.
bugun sogukta 45 dakika sahilde yurudum ben, ondan agriyor midem. yururken de cok sey dusundum.

simdi benim aklimi bisey kurcaliyor.

mesela bir hata yapiyorsun. hata yaptigini sonradan fark etmiyorsun ama. en basindan beri hata oldugunu biliyorsun da, bi bilim adami gibi, "tum kosullar uygun" materyalistligiyle sonucun farkli 'olabilecegeni' dusunuyorsun. kosullu deney gibi. deneme yanilma. ya da deneme onaylama.

o zaman o yaptigin hata sayiliyor mu? -caiz midir hocam?- yani "bile bile hata yapmak diye bir sey olamaz, biliyorsan istiyorsundur, istedigin bir seyi de hata olarak gormek baska bir hatadir" diye kendimin bile cozemeyecegim edebi paradokslarla oyalamaya calisiyorum kafami, gel gor ki sonuca varamiyorum, hakli olarak.

belki de yaptigim hatalarla dogrulari tartmayi birakirsam hakkaten hata yapmayi da birakirim. ya da hata denmiyorsa da adina, her ne denecekse. 


* hata kelimesini koyu koyu yaptim ki goze cok carpsin. bir kelimeyi ne kadar cok ard arda kullanirsan anlamini yitirir hesabi. (kalemkalemkalemkalem..kalem?)
** hatalariyla boyle tatli tatli eglenen insanlar da var. Jack Johnson & Red wine, mistakes, and mythology 




26 Nisan 2011 Salı

- o filmlerde izlediklerimiz de aslinda gerceklerin sembolize edilmis hali zaten. (bilir kisi)

- ama ben silah tasiyan adam cok gordum, sembolize edeceklerse, ne bileyim, cubuk filan tasisinlar. (minimalist masumiyetci)
'neden guveniyorsun ki?' dedi, 'cunku guvenmek istiyorum' dedim, gulumsedi. 
ama o an neleri yiktiginin farkinda degildi.

sonra radyoyu actigim anda muzik tarihin tekerrurune kanit olurmuscasina yukseldi;

"ô fleur-de-lys, je ne suis pas homme de foi..."

ben mesajlara inanirim.

23 Nisan 2011 Cumartesi

i want you

haftalardir zihnimde donup duruyor.
bu sarkidaki/klipteki mutsuzlugu, umutsuzlugu, ihaneti, sadakatsizligi, caresizligi her defasinda ben de yasiyorum.
nasil bir kabullenis, her seye ragmen her seyi goz ardi edis, israrla vazgecmeyis, koru korune baglanis, duymayacagini bile bile haykiris... ask'a sahip cikmak boyle oluyor herhalde.

belki de bunu bekliyor(d)um. ya da istiyor(d)um. ondandir boyle ic cekisim.







19 Nisan 2011 Salı

sahiden

boyle de bir sey varmis :

"ne kadar söz varsa düne ait
dünle beraber gitti cancağızım
şimdi yeni şeyler söylemek lazım"

hakikaten oyle yani.

15 Nisan 2011 Cuma

'alinti'

cevabini duymaktan korktugum sorular var. 
bu sefer cevaplarini duymak istemedigim sorular var. 
bu sefer, 'bu sefer'lere sigdirdigim cok sey var.




o.O

sabri bey n'apiyosunuz?
- bunu bunu alin burdan.
gel tarikcim.

9 Nisan 2011 Cumartesi

time-traveller

ben bu sahneyi bi' yerlerden hatirliyorum.

cok uzuldum. cok mutlu oldum. cok agladim. cok guldum. iste tum o klise 'baba yorgun' mesajli hayata dair cumleleri dusunun, hepsinde arka fonumda bi sarki var.

o yuzden cok korkarim eski melodilerin bi' yerlerden cikip yukselmesini.


yasiyorum - bu bitince
dinliyorum ->dinliyorum bu da bitiyor.

sonra ne zaman o sarkiyi dinlesem o anilar canlaniyor gozumde.
hele ki cok dinlersem, hala yasiyormusum gibi hissediyorum.

-detaylar cok yorucu, ne kadar cok hatirlarsan o kadar cok uzuluyorsun-


neyse, sozum o ki, ilerde bir film cekecek olursam, en azindan muziklerim guzel olacak.

5 Nisan 2011 Salı

little miss sunshine*

"You know what? Fuck beauty contests! Life is one fucking beauty contest after another. School, then college, then work... Fuck that. And fuck the Air Force Academy. If I want to fly, I'll find a way to fly. You do what you love, and fuck the rest."


f*ckedup

zaten gidishat belliydi, gune basladigin sarkilara dikkat etmek gerek. beynin/vucudun dengesini bozmak da bi halti unutmaya yaramiyor, hic bi seye de iyi gelmiyor yani, kacinci keredir tecrube ediyorum da yine de akillanmiyorum.

hos iyi oldu, eglendim filan. bir de rezil olma kismi var ya iste, en kotusu o. tamam da ben nerden bileyim gecenin korunde anormal calisan beynin ve oraya buraya atip kapattigim duygu patlamasinin oyle bi tesadufle karsilasacagini? bunca zamandir gorup gormezden gelmeler, umrumda degilsin havalari filan hepsi gitti iyi mi?  -tek kasini kaldirip bakiyordun ya hani, senle ilgili bi durum yok, senden sonra o benim her zamanki halim.- mumkunse sonraki 15 yil karsilasmayalim.

bi de gece su icmeye kalktigimda oyle sebilin basinda bardagin dolmasini beklerken -ki baya uzun suruyor kocaman bardak sonucta- aklima bi sey geldi. kim bilir nerden okumustum da 'aha hakkaten dogru lan' dedim. "yillar once sonuna nokta koydugun cumleleri uzatmak istersen, ancak parantez aciyorsun; o parantez de sen yazacaklarini bitirmeden kendi kendine kapaniyor zaten." tam olarak boyle olmasa da anafikir bu iste. cok dogru. yine bi seyler farkli olur diye heveslenen kafama vurayim. bi de uyaninca safagi degistireyim dedim, 43 oldu.

arama gunluklerinden de nefret ediyorum yani, simdi her baktigimda beynime beynime isliyo pismanlik. keske artik teknoloji 'ne bicim' gelisse de, hatirlamak istemedigimiz anlardaki mesajlari, arama kayitlarini filan anlayip kendi kendine silse. canimi acitiyorsun samsung!

her neyse iste, 'ozledim seni, bu kadar..' asla iyi bir bahane degil.

28 Mart 2011 Pazartesi

monochrome

buraya kadar zorla geldin di mi? ite kaka.. bugun de gecsin, yarin iyi olur, yurda gidip uyusam, bi ara versek, 5 dk daha uzanayim sonra kalkarim...
ama iste gitmiyor. tikaniyorsun mesela. kalkasin gelmiyor o yataktan. ne bileyim yarin olsun istemiyorsun, o metrobus yolu hic bitmesin istiyorsun, cam kenarinda otur, kulaginda kulaklik, yagmur yagsin bi de hafiften, oyle git dur iste. gelmesin sukrubey duragi. geliyor ama, hem yagmur da duruyor bi yerden sonra, mp3un sarji da bitiyor, sabah da oluyor. 5 dakikalar zaten ne cabuk geciyor oyle!
mutlu hissedecek sebepler buluyorsun, ama yapay olduklarinin farkindasin. kendin kapi olmayan duvara kapi resmi ciziyorsun mesela, var gibi gozuksun iste. goz yanilir ne de olsa.
takintili bi insan olup cikiyorsun sonra. en olmayacaklara bile neden olduramiyorum diyorsun. bi sarkidaki tek bir cumle icine dokundugu icin gunlerce kesintisiz dinleyebiliyorsun. gozun her sabah-aksam o vitrindeki kazaga takiliyor, ama girip soramiyorsun, zor cunku iletisim kurmak, ne geregi var simdi? yarin sorarim diyorsun, yarin da oluyor, ama iste o yarin senin yarinin degil. cunku bugunle yarini ayiran cizgi yok. aslinda var da, sen hissedemiyorsun.
uyku... tek ozen gosterdigin ve istedigin o olmaya basliyor. dinlenmek, sifirlanmak istiyorsun ama olmuyor. zihnini bosaltamiyorsun. dogru yerde mi duruyorsun bilmem ama en azindan yanlis yerde olmadigina eminsin, o iyi.
alismak, alistirmak, sabretmek, dayanmak... hep zamana dayanmis fiillerle gecistiriyorsun kendini. aslinda cok zaman var, ama diyorsun ki yok; gecistirmek de zamana dayali hani, gececek gidecek, simdi boyle olunca, yarin nerede olacagini bile bilmediginden, niye erteliyoruz ki? hep yarina umit bagliyoruz. iste boyle dusununce de olmuyor, mutsuz oluyorsun. hep ayni dongude gibi hissediyorsun. aysegul kitaplarinin arkasindaki resim gibi yani.
halbuki olmaz miydi o 5 dakikada alissaydik, ne bileyim gecseydi hemen. gecmistir belki de ama fark edemiyorsun. dedim ya ayiran cizgi yok cunku, hep ayni gunun kesitleri gibi, kiyafetler degisiyor yalnizca.
bi de insanlara guveniyorsun, onlar da degisiyor. sen de degisiyorsun ama, simdi iki taraf da degisince ayni kalmali gibi durum, tabi olmuyor. mesela eskiden sabaha kadar bir cumle hakkinda konustugun insanlarla dakikalar icinde paragraflari bitiriyorsun simdi. yasananlarin coklugu yuzunden mi bu zipleme, yoksa paylasacak noktalarin gitgide yok olmasi mi bilmiyorsun.
yarin diyorsun hep. daha iyi olacak. birileri soz de veriyor, ama olmuyor. bi yerden baslamali diyorsun, neresi o bi yer bilmiyorsun. nerden tutsan orasi elinde kaliyor. eskisi gibi olsa diyorsun, iste cevap anahtarindan bakip testin tepesine 3y1b yazmak gibi, her sey acik olsun, boslari yanlislari gor istiyorsun ama cok flu. anlayamiyorsun.
ayni sarkiyi dinlemeye devam ediyorsun. sayfayi ceviriyorsun. arada gozlerin daliyor. sayfada yazanlar da hep ayni gibi.
silgi kullanmak yasakti! demek ki artik bitmeli.
bitsin...
bitiriyorsun..
bitti.

22 Mart 2011 Salı

cup!

      Dogru zamanlama diye bi sey hakkaten varmis. Bi kac gun daha bu sehirde kalsaydim dilimi bile deldirebilirdim, oyle bi sikinti, bunalma yani.
      Ayni rutinden, her gun ayni seyleri yapmaktan, mecburen ayni seyleri konusmaktan, oyleymis gibi davranmaktan uzaklasmak, ne var ne yok burda birakip bambaska alisilmadik bi sehre gitmek, calismak –baska bir sey dusunmeye firsat vermeyecek kadar cok calismak –, yarim yamalak anlasabildigin insanlarla her seyden bahsetmek, 4 gun de olsa bi baskasinin hayatini odunc almis gibi yasamak hakkaten iyi geliyormus.
  


" - olta bulamadik, sopayla gidiyorduk biz."



8 Mart 2011 Salı

meetcute

"I understand feeling as small and as insignificant as humanly possible. And how it can actually ache in places you didn't know you had inside you. And it doesn't matter how many new haircuts you get, or gyms you join, or how many glasses of chardonnay you drink with your girlfriends... you still go to bed every night going over every detail and wonder what you did wrong or how you could have misunderstood. And how in the hell for that brief moment you could think that you were that happy. And sometimes you can even convince yourself that he'll see the light and show up at your door. 

And after all that, however long all that may be, you'll go somewhere new. And you'll meet people who make you feel worthwhile again. And little pieces of your soul will finally come back. And all that fuzzy stuff, those years of your life that you wasted, that will eventually begin to fade."

07.07

Aslinda unutmuyorsun. Gormezden gelmiyorsun da o yaralar hep oradaymis gibi davranmaya alisiyorsun.

Sonra klasik bir hollywood filminin sonunda, ekranda gordugun klasik bir yazi fontu oyle isliyor ki icine, sanki oldum olasi unuttuklarini hatirlatmak icin orada senle karsilasmayi bekliyormus gibi.




25 Şubat 2011 Cuma

evvel zaman icinde

ben uyumadan once kendime kimsenin bilmedigi masallar anlatiyorum.

arada ben sen oluyorsun filan, boyle seyler iste.

22 Şubat 2011 Salı

sifirdortellisekiz

"bazen bir yerde durmalı bazen,hayat bu kadar da akıcı olmamalı bence.."
Tam da hayatin durdugu gecelerden birinde – arkadaslar abiler anneler uyumus, msn ve facebooktaki kisi sayisi tekli hanelere dusmusken (3lu hane de olsa kac kisiyle konusuyorum ki sanki?) – kafama bir suru sey takiliyor. Birilerine bir seyler anlatmak istiyorum (bir seyler’i ilk defa word duzeltmeden dogru yazdigimi fark edip seviniyorum bu asamada) ama herkes uyumus. Guzel ruyalar gorsunler.
O cok sevdigim sarkiyi aciyorum. * Kotu seyler geliyor aklima. (burada da klavyeyi turkceye cevirmeyi dusunuyorum ama vazgeciyorum, zor oluyor virgule basip ‘ö’ cikarmak, vazgeciyorum. Aliskanliklarimi seviyorum.)
Kotu seyler geldikce aklima daha da desiyorum. Hayatimdan silmek istedigim tek gunu dusunuyorum mesela, pismanlik canimi acitiyor. 13 ugursuz rakam diyorlardi, artik ben de inaniyorum. Once neden yanlis yaptim diye kendime, sonra da neden yanlis yaptigimi soylemediler diye etrafimdakilere kiziyorum. Mutlu olacagimi dusundum, onlar da oyle diye cabucak bir cevap beliriyor kafamda. Sonra bir anda abimin askere gittigi geceyi hatirliyorum. Uzuluyorum, annem cok agladi. Uzuluyorum, ben onu bilerek yalniz biraktim. Sonra yurda geldim, beyaz pantolonum vardi, cime dustum –aslinda dusmedim- beyaz pantolonum kirlendi. Camasir yikamayi bilmiyormusum, o leke cikmadi ordan. Ona da uzuluyorum. Annemi ozluyorum. Camasir yikamayi da bilir o.
Abimi dusunuyorum. Ordaki yemekleri sevmedigi geliyor aklima. Uzuluyorum. Gelince ona sufle yapayim diyorum, ne zamandir istiyordu.
Eski mesajlari okuyorum sonra. ‘acaba buraya gelmemesinin benle bir ilgisi var mi? – sacmalama canim’
 ilgisi varmis. O zaman anlayamadigim icin kiziyorum kendime. Kendimle birlikte digerlerini de nasil fedakarlik yapmaya, sinirlari asmaya zorlamisim, kiziyorum. Uzuluyorum da. Ama sonra seviniyorum yoluna girdigi icin. Belki de daha cok kuvvetlenmistir bagimiz diyorum. Mutlu oluyorum.
Dunku mesaj geliyor aklima, bugun onume bakarak kacisimi dusunuyorum. Dusuncelerimin sinsiligine kendim de gulup geciyorum. Sonra yine eskiye donuyorum.
Cok geregi varmis gibi, unuttugum detaylari bir bir aklima getiriyorum. Ama artik uzulmedigimi fark edip mutlu oluyorum. Sonra da inancimi yitiriyorum, o zaman o kadar icten hissettigim seyler icin simdi nasil boyle hissedebiliyorum – ya da hissedemiyorum bu kadar kisa zamanda diyorum. Sonra ‘ama kolay seyler degildi yasadiklarim’ diyerek vicdan rahatlatiyorum. Hem beni buraya getiren bir suru insan var…
Diger abim geliyor aklima sonra. 5 ay ondan da ayri kalacigimi dusunuyorum. Onun icin guzel olacak diyip kendimi de inandirmaya calisiyorum. Hafta sonu eve gittigimde ‘koalaaam kahvalti ediceez’ diyip yanagindan optugumde uyku sersemi cikardigi miriltilar aklima geliyor. Tebessum ediyorum. Aksam babamin telefonda konusurken ‘ucunuz de terk ettiniz bizi’ diyisini dusunuyorum, gozlerim dolmustu, ama ‘baba yaptigim afisler vardi ya onlari asmislar’ diyip konuyu degistirdim. Babami da cok ozluyorum. Yorgunlugu icin hesap sormak istiyorum, kimden soracagimi dusunuyorum. Disci, patron, ust komsu, ben, berber.. o kadar cok isim geliyor ki aklima, toparlayamiyorum.
O anda telefonum caliyor, uyumuyorum da uyuyormusum gibi yapiyorum telefona ve telefonun diger ucundakine. Sonra mesaj geliyor, okuyup cevap vermeden siliyorum, sorarsa ‘bana mesaj gelmedi ki’ diyebilmek icin,ne cevap verecegimi bilmiyorum cunku. kime neyi kanitlamaya calisacaksam?
Sonra tekrar basliyor. Bir diger “O”. Ne olacak simdi diyorum. Kendime bile itiraf edememisken isin icine baskalarini sokarak isimlendirdigim duygulari dusunuyorum. Gercek olup olmadiklarini anlayamiyorum, gercek olmalarini cok istiyorum, zamana ihtiyacim var diyorum. Birisini uzmekten, isin daha dogrusu – ve bencilcesi – uzulmekten korkuyorum. Ama’lara sigdirdigim bir suru bahane buluyorum sonra. Dusunmeyeyim diyorum, mutlu hissediyorum, birakayim oyle kalsin diyorum. Cunku ne kadar kurcalarsam toparlamasi o kadar zor olacak – bozuk saati yapmak icin actiginda hic bir zaman calistirmayi basaramayan babalar gibi – topladiktan sonra – bu parca fazlaymis zaten diyip bir koseye atacagim seyler olsun istemiyorum.
Birilerine bir seyler soylemek istiyorum. Ama herkes uyuyor. Kendimi affedemiyorum. Atlattigimi sananlara o yuzden yaniliyorsunuz diyorum, yeri geliyor ikinci ucuncu tekil sahislari affediyorum da, kendimi affedemiyorum. O yuzden bir tarafim hep orada kaliyor. Kendime tekrar guvendigim zaman her sey daha guzel olacak diyorum.
Cok hizli dusunuyorum. Saniyeler icinde aylar, seneler gelip geciyor. Yuzumde memnuniyetsiz bir ifadeyle bugune geliyorum zihnimde. Banyonun maketi cok guzel oldu diyip seviniyorum sonra. Persembe gunu juri var, calismak gerek. Calismak iyi hissettiriyor. ‘Bu son!’ diyip cope atiyorum elimdekini, kararliyim, bu sondu. Oylece oturup ayni sarkiyi dinleyerek ne kadar zaman gecti bilmiyorum, uyumaya karar veriyorum. Ama birilerine bir seyler anlatmak istiyorum. Dislerimi fircalamak icin kalkiyorum –dis doktoruna gitmem gerektigini fark ediyorum, son kalan 20ligim sinsice cektirdigim diger 3unun intikamini aliyor bu ara- yeni discime ilk gittigim gun aklima geliyor, bir baska O’yu hatirliyorum, yine kendime kiziyorum, ama sonra kizginligim geciyor. sasiriyorum, O’na bile daha cok deger verdigimi anliyorum, bu duruma dustugum icin uzuluyorum. Aklima bir sey takiliyor, iki yan odamda uyuyan arkadasimi uyandirip sormak istiyorum ama uyuyor. Hem bu ara cok gergin, kafama terlik firlatmasin diye vazgeciyorum, guzel ruyalar gorsun.
Birilerine aklimdakileri anlatmak istiyorum. Ama herkes uyuyor. Dalip gitmisken dislerimi fircaliyorum, dis macununun artik dilimi yakmasiyla aklima geliyor, eskiden yazardim, iyi gelirdi, yine yazayim diye dusunuyorum. Sabun, dis fircasi, dis macunu, plax, ve yuz temizleme jelini toplayip odama donuyorum – keske yurt banyosunda herkesin dolabi olsa, her seferinde bunlari tasimaya cok useniyorum, bir de islaniyorlar filan, az once laptopuma su damladi mesela – yazmaya basliyorum. Her seyi hatirliyorum. Her seyi dusunuyorum. Her seyi tek tek yaziyorum.
Birilerine bir seyler anlatma hevesim geciyor sonra.
Hala ayni sarkiyi dinliyorum. Ama daha iyi hissediyorum.
Uyuyayim diyorum. Guzel ruyalar olsun.

bu yazinin konusunu sorarlarsa da kafa karisikligi, celiski, ikna, detaylar filan diyin o zaman.