ne yalan soyleyeyim, o bana oyle bakana kadar, gercekten 'bakma'nin ne kadar guzel oldugunu fark etmemistim.
23 Mayıs 2011 Pazartesi
20 Mayıs 2011 Cuma
'alismak' fiili cok yabanci. hayatimdaki her seye alismayi gectim, benimsemis oldugumdan belki de, yabancilik hissi ve ardindan gelen alisma sureci beni cok korkutuyor. cesaretim yok sanki.
alismak cok zor.
hem hep bu 'alisma' sureclerine gecici gozuyle bakiyorum da, donup baktigimda fark ediyorum ki aslinda hayatimin tumunu olusturuyorlar. hep bir seylerin gecmesini beklerken zaman oyle cabuk geciyor ki, ben tam yasayamamisim gibi hissediyorum. elimi kolumu baglamislar sanki. hos yasamanin da 4 ayak uzerine kipirdamayan ve asla degismeyen kosullar uzerine kurulu olmasi gerekmiyor tabi de, soyle istiyorum ki artik 'acaba'larim olmasin. evet diyeyim, buradayim, bu durumdayim, bu insanlarlayim, bu kadar. ne fazlasini isteyecegim ne eksigini. olmuyor.
alismaya alismak fikri bile yeteri kadar hirpaliyorken beni, hani o uykuyla uyaniklik arasinda gozunu actiginda once nerede oldugunu kestiremeyis - evde miyim yurtta mi- kargasasina dort yeni duvarin daha eklenecek olmasi, bu ihtimali dusunurken gozlerimi goz kapaklarimin sinirini zorlayacak kadar acmaya zorluyor.
belki de istemiyorum da sadece sartliyorum kendimi, her sey daha guzel olacak diye.
hem yeni insanlar - baska insanlar - yeni yollar - baska yollar - yeni sesler - baska sesler - yani iste kisaca yepyeni bi sehir - bambaska bi sehir - ne kadar kotu olabilir ki ? - tahmin edemeyecegin kadar? -
bilmiyorum. sadece kendimi sartliyorum.
her sey daha guzel olacak.
umuyorum.
12 Mayıs 2011 Perşembe
expectations&possibilities
Simdi yarin nolacagini bilmiyorum evet ama, "olabilecekleri" bildigim zaman "nasil olsa" da diyemiyorum.
O zaman da bagira bagira - icimden - hep bunu tekrar ediyorum:
"Do not look back. And do not dream about the future, either. It will neither give you back the past, nor satisfy your other daydreams. Your duty, your reward- your destiny-are here and now."
1 Mayıs 2011 Pazar
red wine, mistakes & mythology
midem cok agriyor. hani boyle biri mincikliyor, birakiyor gibi. arada bir kalkip gitmeye calisiyor, boyle bi kopup gitme istegi, sonra vazgeciyor. buyuk bi buhran.
bugun sogukta 45 dakika sahilde yurudum ben, ondan agriyor midem. yururken de cok sey dusundum.
simdi benim aklimi bisey kurcaliyor.
mesela bir hata yapiyorsun. hata yaptigini sonradan fark etmiyorsun ama. en basindan beri hata oldugunu biliyorsun da, bi bilim adami gibi, "tum kosullar uygun" materyalistligiyle sonucun farkli 'olabilecegeni' dusunuyorsun. kosullu deney gibi. deneme yanilma. ya da deneme onaylama.
o zaman o yaptigin hata sayiliyor mu? -caiz midir hocam?- yani "bile bile hata yapmak diye bir sey olamaz, biliyorsan istiyorsundur, istedigin bir seyi de hata olarak gormek baska bir hatadir" diye kendimin bile cozemeyecegim edebi paradokslarla oyalamaya calisiyorum kafami, gel gor ki sonuca varamiyorum, hakli olarak.
belki de yaptigim hatalarla dogrulari tartmayi birakirsam hakkaten hata yapmayi da birakirim. ya da hata denmiyorsa da adina, her ne denecekse.
* hata kelimesini koyu koyu yaptim ki goze cok carpsin. bir kelimeyi ne kadar cok ard arda kullanirsan anlamini yitirir hesabi. (kalemkalemkalemkalem..kalem?)
** hatalariyla boyle tatli tatli eglenen insanlar da var. Jack Johnson & Red wine, mistakes, and mythology
Kaydol:
Yorumlar (Atom)