Pages

29 Şubat 2012 Çarşamba

''cevap''

Yakarışların samimi gelmiyor. 

Ne de olsa eninde sonunda başladığın yere döneceksin, ana rahminden bahsetmiyorum elbette, biraz dolaylama hakkım var sanırım. Ama basit düşünelim diyorsan,  neden geceleri rahat uyumak için cenin pozisyonunda yattığını ve bunun içgüdüsel sebeplerini anlatarak basitleştirebilirim. Ama ne dediğimi anlamaya çalışıyorsan, muhtemelen şu an hoparlörünü son sese getirip o ‘’zihin açıcı’’ şarkılarından birini loopa almışsındır. İkinci ihtimali ciddiye alarak devam edeceğim. 

Ki haklıysam, kül tablanı masana koyup bir sigara yakmışsındır çoktan.

Şöyle ki, önceden var olmayan, yani elbet var olan, ancak senin hayatını etkileyen herhangi bir olay, kişi, durum, sebep, sonuç ile alakası olası ihtimal skalasında bulunmayan; değil kanat çırpması, ışık hızıyla kendi etrafında dönmesi bile senin hayatında en ufak bir değişiklik yapmayacak biri için, sırf bir takım tesadüfler ve koşullamalar ikinizi bir araya getirmişken;  her şeyin farklı bir anlamı olabileceğine, ruhların çift yaratıldığına ve diğerinin bir yerlerde seni beklediğine,  ya da ne bileyim, bir elmanın iki yarısı romantizmine inanmak gerçekten sana da mantıklı geliyor mu? 

Doğruluğunu ya da yanlışlığını ispatlamayacağım. Ben klişe şeyler yazıyor olabilirim, yeteri kadar dramatik değil belki ancak, belki o okuduğun kitabın, izlediğin filmin sonunu söylemeye kalkınca kızmanın sebebi gibi mesela, her şeyin anlamlı ve beklenmeyen sonları olduğuna kendini inandırmak, tüm olan biteni senin yapmak istediğinin aksine daha anlamsız hale getiriyordur. Belki ümit etmek, mucize beklemek sanıldığı gibi insanı büyütmüyordur. Belki bir şeylere anlam kazandırmak;  sandığın kadar anlamlı olmama ihtimalini de varsayımların içine katmak, olacaklardan çok şu an olanlara odaklanmak, sonunu bilsen de o filmi izlemek, kitabı okumak, asıl olması gerekenin bulmaca çözmek, ya da gizemlere, pozitif ihtimallere bel bağlamak olmadığını kabullenmekle başlıyordur.  

Eline hiçbir şey geçmeyeceğinden emin olarak savaşmak değil belki kastettiğim. O yolda öğrenecek çok şeyin var, onlar da yeterli gelmeli demiyorum, hiç bu kadar minimal düşünmedim, biliyorsun.  Sadece kötü kurdun karnına taş doldurup kuyudan aşağı atmaktan daha olağanına inanabilmekten bahsediyorum. Ben de inandım zamanında, haklısın, ancak o masallara inanmanın tek yaptığı uykuya daldırmaktı. Bir noktadan sonra seni uyanık tutacak hikâyelere ihtiyaç duymalısın ve büyük ihtimalle duyacakların bir annenin sesi kadar masum olmayacaklar. 

Herkesin yaptığını yapmak, herkesin inandığına inanmak, var olanı var olduğu gibi kabul etmek düşündüğün gibi seni sıradan ya da ahmak yapmıyor. Hiçbir ipucun olmadığı halde, rastgele de olsa herhangi bir şey bulmak ümidiyle o çukuru kazmaya devam ediyorsun, ancak arkanda biriktirdiğin tozu toprağı görmüyorsun bile.  Aslında ne aradığını bilmediğin için, bulduğunla da ne yapacağını bilmiyorsun, tek ümidin, zamanın ve gücün yettiğince aramaya devam etmek, aradığına, ya da bulmayı ümit ettiklerine aklında bir anlam oturtana kadar. Bu kadar basit olamaz, değil mi? Onca kürek darbesi, senin o sırada orada bulunman, hatta yakınında bir kürek bulunması, hatta o gün ayağına eski ayakkabılarını giymiş olman bile, bunların hepsinin bir anlamı olmalı, değil mi?

Belki ısrarla koyduğun o soru işaretidir aradığın anlamları uzakta tutan. Belki gereken, sorulardan vazgeçip ortada olana, var olana, olması gerekene, olması gerektiği biçimde boyun eğmek, o tüm bulmak için çabaladıkların yokken ne kadar amaçsız, sefil olacağını düşünmek değil de; bulduklarının sana ne getirdiğini önemsemek, bir süre de olsa sözlük anlamlarıyla yetinmektir.

Aslında tavsiye vermiyorum, hayali bir karakterle konuşmak gibi düşün. Başka bir cevap vereceğimi biliyordun, belki bu şekilde değil.

Tüm bunlara rağmen, hala o cevabını ''yanlış'' verdiğim soruya alternatif bir cevap arıyorsan,

''Ortada yanlış bir cevap yok, çünkü doğru bir cevap da yok.''

20 Şubat 2012 Pazartesi

as forward as can be.


'' the moment we believe that we have never met
  another kind of love it's easy to forget
  when we are all alone, then we do both agree
  we have a thing in common this was meant to be. ''

13 Şubat 2012 Pazartesi

itiraf


birbirimizi kandırmayalım.

tüm yaşadığın, kendini yaşamaya zorladığın hikayelerin hepsi yalnızca o ''son'' sahneyi görmek için. 

bitişler can yakar, ve sen acıyla büyümeyi, kendince olgunlaşmayı, ''yaşadım'' demeyi seviyorsun.
bitişler zordur, ve sen kolay elde edebildiğin zaferlerin seni yüceltmeyeceğini, ancak kendinle ve diğerlerinin doğrularıyla savaşarak zoru elde edebileceğini biliyorsun.
bitişler sorgulatır, ve sen hayatı ve sana sunduklarını sorguladıkça bambaşka çizgilerde yürüdüğünü görerek kendini farklı ve mutlu hissediyorsun.
bitişler cesaret ister, ve sen başa çıkamadığın her savaştan kaçıp yepyeni, alışılmadık, daha önce yürümediğin yollara adım attığında kendini olabileceğinden daha cesur görüyorsun.
bitişler yalnızlaştırır, ve sen yalnız kalmak istemediğin halde henüz bulamadığın ve ancak kendinle tamamlayacağın eksik parçaları bulmak için kendini sonlara mecbur hissediyorsun.

ve en önemlisi;

bitişler yeni başlangıçlar demek, ve sen içten içe ümit etmeyi kesemiyorsun.

12 Şubat 2012 Pazar

yol

biraz zor biliyor musun?

bir yerde okumuştum; ''bir çırpıda açtığım bu yolu kapatmak, ağır ağır dönmek, vazgeçmek zor geliyor biraz. elbet yüreğim sızlar.'' diyordu.

daha da çok sızlayacak, biliyorum.

belki istemediğin, verdiğin karardan emin olmadığın halde tek çıkar yolunun bu olduğunu düşününce böyledir. belki ilk kez kendini mecbur hissetmenin getirdiği güçsüzlük bu kadar acıtıyordur. belki senin için anlamlı olan diğer her şeyi, herkesi sırf kendi iradene hakim olamayacağını düşündüğün için, henüz belki zamanı gelmeden bir kenara atıyor olmanın verdiği/vereceği pişmanlığı düşününce yiyordur için içini. 

bilmiyorum.

en başa dönüp yeniden başlamak bu kadar zor mu gerçekten? 

deneyip göreceğim.

yolda biraz huzur eşlik etsin diye,


'' - rüzgardan korunmaya çalışan bir dilenci görene kadar dikenli yollarda yürüyeceğim.''

11 Şubat 2012 Cumartesi

son

bu sabah o çok sevdiğim, sonunu bildiğim halde bitmesin diye bunca zaman izlemekten kaçtığım filmi nihayet bitirdim.

bu da son sahnesi.

''bir anın doğması için, ötekinin ölmesi gerekir.'' 
istinye, 11.02.2012, 07.40

5 Şubat 2012 Pazar

uç!


bir gün bu şarkıyı gülümseyerek söyleyeceğim, biliyorum. şimdilik, belki birkaç damla gözyaşı.





''gitmekten mutlu değilim, ama yeniden başlamak için mutlu olmak gerek.''


dua.

7 rakamını sevmiyorum. o günden de, aydan da, yıldan da nefret ediyorum. 
''07.07.07'' 
böyle günlerde genelde mucize beklenir, gerçekleşir mi bilmem, ben mucizelere inanmıyorum diye mi geldi o gün o haber acaba?

gerçi sen ''bundan da öğrenilecekler var, olması gerekiyormuş.'' diyorsun, zaten var olan mükemmelliğini tanrısallaştırmak için sanki.

üzülüyorum. korkuyorum da. sonra benden bekleyebileceğin belki tek şeyi gerçekleştiremediğim, senin gibi biri olamadığım, ve artık istesem de olamayacağım için kendime kızıyorum. en çok da korkuyorum. ya gidersen? şimdi? her şey böyleyken?

gitme ihtimalini düşünürken bile nefesim daralıyor. ''çok erken'' diyorum, hoş hiçbir zaman vakti geldi diyemem ki.

tam 4,5 yıldır senin için, varlığından emin olamadığım tanrıya her gün dua ediyorum. oradaysa, duyuyorsa, en masum dualarımı kabul eder diye. ne pahasına olursa olsun.

ve eğer oradaysa, duyuyorsa, bu kadar adaletsiz davranmamalı, senin gibi biri için, tüm bunlar fazla. 

çok erken.