Pages

24 Ekim 2011 Pazartesi

11'e dair.

Biliyordum. Er ya da geç olacaktı bu, öyle ya, bir şeyler yeniden anlam kazanmayı bekledi bunca zaman. Zihnimde ufak müdahalelerin oluyordu önce, susuyordum ben dişlerimi sıkarak, uzunca bir süre bizi doğru seçimler yaptığımıza inandıracak – kandıracak mucizeler bekledim.  Hayat devam edecek demiştik, ediyordu da. Ne yazık, çokça zaman yalnızca konulan noktaya odaklandık, mevzu gidişler değildi oysa. Ne acı, zaman geçtikçe öyle donduruyor ki bazı şeyleri,  ne mağlubu kaldı savaşın, ne uğruna harcanacak değerleri. Hayat devam etti evet, şarkılar hüzünlendirdi yalnızca, bir de yollar, öylesine, uzun uzadıya, sana / bir yere varmayan yollar. Fark etmeden seni yaşıyordum ben, senin verdiğin güvenin zamanla güvensizliğe, acizliğe dönüşmesini izledim tepkisizce. Kabullendim de. Susuşların arttı bir zaman sonra, ama yarım kalanların tamamlanacağı zamanın asla gelmeyeceğini bilerek kaldın orada sen. Yaşayıp gidiyorduk böyle işte güzelce.
*
Keşke zihnimde olduğun gibi kalsaydın. Keşke oturttuğum bu düzeni en alttaki taşları bile yerinden oynatacak kadar yerle bir etmeseydin.  Sigara içişini bile farklı hayal ediyor / hatırlıyorken (?) ben, eninde sonunda ‘ben’liğimi üzerine kurduğum sadeliğin, yorumsuzluğun hayalini almasaydın elimden. 


Kızıyorum, zamansızca yeniden var oluşuna, en çok da kendime, tüm vicdani sorumluluklarımı sana yükleyen duygusal tembelliğime. 

Şimdi ‘git’ demek keşke o üç harfin ağızdan tek nefeste çıktığı kadar kolay olsa.