midem cok agriyor. hani boyle biri mincikliyor, birakiyor gibi. arada bir kalkip gitmeye calisiyor, boyle bi kopup gitme istegi, sonra vazgeciyor. buyuk bi buhran.
bugun sogukta 45 dakika sahilde yurudum ben, ondan agriyor midem. yururken de cok sey dusundum.
simdi benim aklimi bisey kurcaliyor.
mesela bir hata yapiyorsun. hata yaptigini sonradan fark etmiyorsun ama. en basindan beri hata oldugunu biliyorsun da, bi bilim adami gibi, "tum kosullar uygun" materyalistligiyle sonucun farkli 'olabilecegeni' dusunuyorsun. kosullu deney gibi. deneme yanilma. ya da deneme onaylama.
o zaman o yaptigin hata sayiliyor mu? -caiz midir hocam?- yani "bile bile hata yapmak diye bir sey olamaz, biliyorsan istiyorsundur, istedigin bir seyi de hata olarak gormek baska bir hatadir" diye kendimin bile cozemeyecegim edebi paradokslarla oyalamaya calisiyorum kafami, gel gor ki sonuca varamiyorum, hakli olarak.
belki de yaptigim hatalarla dogrulari tartmayi birakirsam hakkaten hata yapmayi da birakirim. ya da hata denmiyorsa da adina, her ne denecekse.
* hata kelimesini koyu koyu yaptim ki goze cok carpsin. bir kelimeyi ne kadar cok ard arda kullanirsan anlamini yitirir hesabi. (kalemkalemkalemkalem..kalem?)
** hatalariyla boyle tatli tatli eglenen insanlar da var. Jack Johnson & Red wine, mistakes, and mythology
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder